
Ben duyuyorum!
Oynadığı milli takım ve vatandaşı olduğu ülke "Türkiye" olmasa da gayet gurur duyuyorum onunla. Kimisi için hiçbir anlam ifade etmeyen bu zat bana göre futbol dünyası için müthiş bir hazine ve bu anlamda isminin Mesut olması bile beni mutlu ediyor. EA Sports'un piyasaya çıkacak olan yeni Fifa 11'i için hazırlanan Tv reklamında da yer alan "Türk" asıllı futbolcuya biz hariç herkesin ne kadar değer verdiği aşikar.
Buradan buyrun:
http://www.ea.com/intl/football/videos/d7d40c7eed12b210VgnVCM1000001065140aRCRD
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
23:44
|
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
11:21
|


Bu saatte bu zamanda boğaz manzaralı bir dost evinde kaçar mı rakı sofrası ulen:) Simay'ın avrupa seyahati öncesi uğurlama gibi oldu ama güzeldi be. Bu akşamın fotoğraflarını verecektim ama dönünce artık ne yapalım.
Gece için sevgili Erdi ve arkadaşlarına da minnettarız efendim:))
DOĞRU İNSANLAR, DOĞRU BİR İŞ, BAŞARI, MUTLULUK, DOĞRU BİR EŞ VE DOĞRU BİR HAYAT İÇİN ZAFERİMİ KUTLUYORUM!
Hazır Ağustosun 30'u gelmişken...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
15:14
|
Saat 00:50 itibariyle düşündüklerim:
SEN KİMSİN BE!?
BE SEN KİMSİN!?
KİMSİN SEN BE!?
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
14:49
|
Sanma ki derdim güneşten ötürü;
Ne çıkar bahar geldiyse?
Bademler açtıysa?
Ucunda ölüm yok ya.
Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten
Güneşle gelecek ölümden?
Ben ki her Nisan bir yaş daha genç,
Her bahar biraz daha aşığım;
Korkar mıyım?
Ah, dostum, derdim başka...
?
Neden liman deyince
Hatırıma direkler gelir
Ve açık deniz deyince yelken?
Mart deyince kedi,
Hak deyince işçi
Ve neden ihtiyar değirmenci
Allaha inanır düşünmeden?
Ve rüzgarlı havalarda
Yağmur iğri yağar?
Demiş şair...
(Orhan Veli - Bütün Şiirleri)
Mart 1938/İnsan
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
02:28
|
Bir güneş, bir ışık
Milyonlarca gölgeye eş
Gölgelerse hüzün
Hüzünler hergün
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
07:17
|
Yaşamak dopdoluydu; akan pınarlar gibi...
inanmayanlar beklediler.
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
07:11
|

Her seçim döneminde farklı bir ideolojiyi gündeme getiren, oyunun rengini aldığı bulgurun pirincin kilosuna göre belirleyen, sağlıklı düşünmekten aciz birakılmış bu halkın vereceği oylar, medya ve egemenlerin gücüyle istenilen mecraya kanalize edilebilir. Evet demenin sadece iktidarın işine geleceğini düşünüyorum. Yani, "Düşünüyorum o halde HAYIR!"
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
23:13
|
Gidip gidip geliyor hislerim
Çok geçti
Kafamda birikintiler
Başıma gelen umulmadıklar
Fazla kaçıpta geriye döndüğümde bulamadıklarım
"Haklı mıyım?"larım
Haksızlıklarım
"Belki döner"lerim sonra kendime kızışlarım
"Suçlusu ben miyim" lerim
Ellerim; telefona giden,
sonra vazgeçişlerim.
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
11:58
|

were you...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
23:21
|
i just remember our beautiful days and the eternal words you said...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
06:02
|

-Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
...
-Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteyebilir.
-Yurt dışına çıkış hâkim kararına sınırlanır.
-Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.
-Aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz yasağı kalkıyor.
-Memurlar ve diğer kamu görevlileri toplu sözleşme yapabilecek, memurlar disiplin cezalarını yargıya taşıyabilecek.
-Partisinin kapatılmasına neden olan milletvekilinin milletvekilliğinin sona ermesi uygulaması kalkıyor.
-Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
-Meclis Başkanı görev süresi ilk seçimde iki yıl olacak.
-YAŞ kararlarına karşı yargı yolu açılacak.
-Adalet hizmetleri ile savcıların idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetlenecek.
-Askeri yargı, devletin güvenliğine, anayasal düzene karşı suçlara ait davalara bakamayacak.
-Anayasa Mahkemesi onyedi üyeden oluşacak, TBMM üye seçebilecek, üyeleri 12 yıl için seçilecek. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılabilecek, iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışacak. Siyasi parti kapatma ile Yüce Divan yargılamalarına Genel Kurul bakacak.
-Askerî Yargıtay ile AYİM’in kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri, mensuplarının disiplin ve özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.
-HSYK, 22 asıl ve 12 yedek üyeden oluşacak, Başkanı Adalet Bakanı olacak, Müsteşarı doğal üye olacak. Birinci sınıf hakim ve savcılar ile idari yargı hakim ve savcıları da Kurul’da görev yapacak.
-Ekonomik ve Sosyal Konsey Anayasa’ya girecek.
-12 Eylül dönemi yöneticilerinin dokunulmazlık zırhı kalkacak.
Maddeler bunlar. Karar sizin:)
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
04:33
|
some intimacy with a little made up mind. it's ok for me. so welcome my life and u can go when you want to....
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
12:48
|
Sevilecek biri olmadığı zamanlarda bile seni sevmeli
Sarılacak biri olmadığı zamanlarda bile sana sarılmalı
DAYANILMAZ OLDUĞUN ZAMANLARDA BİLE SANA DAYANMALI!!
Sevgili dediğin fanatik olmalı
Bütün dünya seni üzdüğünde sana moral vermeli
Güzel haberler aldığında seninle oynamalı
Ve ağladığında seninle ağlamalı...
Ama hepsinden daha çok;
Sevgili matematiksel olmalı;
Sevgili çarpmalı,
Sevgili bölmeli,
Geçmişi çıkarmalı,
Yarınını toplamalı,
Kalbinin derinliklerinde ihtiyacı hesaplamalı
Ve her zaman
Bütün parçalardan daha büyük olmalı...
İşi bitince seni bir tarafa atmamalı...
(Mevlana'nın bu soruya cevabı)
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
13:15
|
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
05:31
|
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
01:22
|
Canın çok acıdı değil mi? Gözümden düşerken...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
00:40
|

Ağaç gölgesinde uyumak istiyorum
Büyük bir ağaç.
Serinlik istiyorum,
Güneş yaktı ruhumu,
Güneş istemiyorum.
Ama her gün doğacak,
biliyorum.
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
13:00
|

Bir süreliğine böyleyim. Düzlüğe çıkana kadar. Anlayamazsınız, ben de anlayamıyorum ki zaten. Hadi coşalım, hadi kopalım yoksa sıkılırım ben. Bırakın bu işleri aklıma ne gelirse, canım ne isterse onu yapıyorum. Hem ne var ki bunda değmen bana:)
Eleştirmeyin beni! Herşeye kudretim var! Özümde neysem oyum, karşıma geçmeyin, arkamda durmayın, yanımda durun!
Suçlu ben değilim,
Yukarıdaki deniz tanrısı kadar masumum hatta
Çok üzgünüm. Ben yapmadım "o" yaptı...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
03:31
|

Sıcak falan demedik konustuğumuz gibi bütün planlarımıza uyduk. Fotoğraf çekmek hiç bu kadar keyifli olmamıştı. İstanbul'un en güzel mekanlarını bir günde gezdik neredeyse. Sabah Beşiktaşta kahvaltı yapıp düştük yollara. Galataya iki kez gidip geri dönmüştüm. Daha doğrusu saatleri tutturamamıştım. Oradan boğazı görmek, fotoğraf çekmek düne nasipmiş, harikaydı. Filiz de modellik yaptı bana:) Aslına bakarsak en güzel kareler onun olduğu karelerdi. Tanıdığım en doğal poz veren kişi oydu ne yalan söyleyeyim. Bir ara Ayasofya'ya girdik. İçeri ayetler dolayısıyla Filiz'i almadılar. Ben daldım direk. Mekanı çekmek için baya bir geniş açılı lens gerektiğinden zorlandım. Çekim yapıcam diye yerlerde yuvarlanırken beni gören turistler çok şaşırdılar. Çıktığımda baya terledim. Ama zaten bütün gün terledim onun için bir şey farketmedi. Keza arkeoloji müzesine gittiğimde de kapalıydı. Ona da girdik sonunda. Tek tek özenle çektim her bölümü. Artık makinaya da alıştım diyebilirim. Ben ona Canan diyorum. Duyunca çok güldü Filiz:) Ki ikinci makinamında ismi hazır benim. Tam profesyonel bir Canon alırsam ona da "Conan" diyeceğim. Buna da çok güldük tabi.
Günlük gezimiz sona erdiğinde İstiklal'de birer yorgunluk kahvesi içtik. Oradan da bir arkadaşının doğumgünü partisine katıldık. İnanın, hala gezebilecek enerjimiz vardı. "Ortaköy yapalım mı?" diye sorduğumuz da oldu hatta birbirimize. Fakat o başka bir haftasonunaydı artık. Bebek tarafına gitmedim, Filiz oraları gezdirecek bana. Ve inşallah bundan bir süre sonra yeni lensimle yeni yerlerde "tripodlu çekim yapabilirim." Tripod demişken, şu aleti bir türlü sokamadık biyere. Hep girişte güvenliğe teslim ettik. Ben anlamıyorum tripodla çekince ne oluyor? Hele Yerebatan'da; tamamen karanlık ve uzun süre pozlama yapılması gereken bir ortam. Çekemedim de zaten titredi hep. 1mm bile kaysa tadı kaçıyor işin.
Sıcağa ve bol mekanlı güzergahımıza rağmen herşey olabildiğine güzeldi. Hiçbir yorgunluk yaşamadan güzel bir haftasonu geçirdik. Benimle olduğu için kendisine ve Cananıma teşekkür ediyorum:)
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
13:14
|

bir pencere pervazı
ardında bir kadın
geç kalmış hayatı bekler
söz vermiş saatler
buluşmaz hep erteler
umarsız bir öğle sonrası
şermin beklemekte
kim gelecekse
zor
kaybolmuş bir hayatsa bu akan
boş kalmış bir öykü
geç kalmış bir kadın
ürkek aklı yüklü
kadınlığı daha dündü
belki zamansızlıktan ya da tek kalmışlıktan
öyle yabancılaşmış
unutmuş yaşamayı
yola bakan yüzler
dumanı bol günler
geceleri bekler
söz olur
azalır dertler
Jehan Barbur
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
04:28
|

Esinim'le konuştum yine. Yine döktürdü, göz açtı. Yegane insan hayatımda. Uzağız ama yakınız, sorun değil. İlişkilerim bitti, başladı, üzüldüm, ağladım, oynadım hep o vardı yanımda. Her şeyi bilir, hisseder. En anlamlı konuşmaları ve en iğrenç espirileri onunla yaparız. O beni anlayandır, yeri ayrıdır...
Hayatımda iki kişiye aşık oldum. Bir kaç gündür buna taktım nedense. Az önce hatrımı sorduğunda yine biraz konuştuk ve aklıma sözcükler geldi şimdi yazıyorum. Anlık bu, her zaman gelmez. Aşık olmak nedir biliyorum. Bir daha da olur mu bilmiyorum. Şöyle dedi Esin; (biri için)"Geriye baktığında kendisi için yaptığı en güzel şeyin sen olduğunu farkedecektir." Ben de gülümsedim, hoşuma gitti. Bu demek olmuyor ki ben doğruyum ya da ben suçlu değilim. Kimse ukalalığa bağlamasın bunu istemem. Hızlı ve acı verici biten bir ilişki yaşamamıştım ve Esin'de bunu anlayabiliyor çünkü beni tanıyor. Hani biraz daha genç olsaydım çok kalıcı hasarlarla devam ederdim yoluma. Ama yok mu? Doğal ki var, tabiatımda var, hep olucak. Kimseyi suçlamıyorum, kimseye kızgın değilim, inadına seviyorum herşeyi. Aşktan konusuyorum ve garipsiyorum da aslında. İçimde bu kadar silikleşmişken, anlamını yitirmişken.
İşim gücüm var napıyorum ben?
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
04:27
|

Favori filmlerim arasına giren harika bir yapım. Rüya içinde rüya, yansımalar, nerede başladığını bilememek ve ölmeden uyanamamak... Hep ilgilendiğim ve merak ettiğim şeylerdi. Geçen hafta eve gider gitmez aklımdaki fikri kağıda geçirdim ve daha sonra dün ve bugün bilgisayarda uygulamasını gerçekleştirdim.
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
00:10
|
Burası Türkiye!
Gereksiz hesapların, kavgaların ve konuşmaların yapıldığı topraklar. Allahım sevmiyorum böyle tipleri hepte yanımda biterler. Tripodla çekim yaparsan mit ajanısın ama tripodsuz elle çekersen turistsin! Bu mu lan güvenlik? Biz hiç tarihi mekan çekemeyecek miyiz yani? Ben bir saldırı planı düzenleyecek olsam telefonumdan da çekmez miyim fotoğrafı? Bu ne aptallık be! Cumartesi Topkapı'da çekimlere gidiyoruz orada neler olacak bakalım. Sırf ekipman var diye çekemezsem harbiden yazık olacak. Neyse haber ederim yine yattım ben...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
13:22
|

Günaydın sanal alem. Naber:)
Haftaya başladık yine. Kaşarlı tostum, çayım ve ntvmsnbc haberlerimle başbaşayım. Mutluyum huzurluyum ama her an değişebilir. Cumadan kalan işime başlamak için motive olma modundayım. Yaklaşık 30 sayfalık bir pdf mailing tasarımı yaptım hala bitmedi yapıştı üstüme. Sona geldikçe uzaklaşıyorum sanki. Haftasonu baya iyiydi aynısından bi daha istiyorum diyebilirim. Sevgili Simay avrupa yolculuğu öncesi beni arkadaşlarına davet etti. Yeni yüzler yeni sohbetler harikaydı. Uykudan biraz çaldık ama değerdi buna. Bu hafta ramazana giriyoruz. Biraz tasarrufa ve tasavvufa sevk edeyim kendimi:) Geçen ay baya bi açılmışım onun için bu ay hayırlı ay diyorum. Artık birşeylerin üstünden baya bir zaman geçiyor ve daha az düşünüyorum. Yalan değil, hergün düşünüyorum ama her yenisinde daha da silikleşiyor. Güzel bu. Ha bi de yeni gelişmeler var yaw. Şu fotoğraf işini büyütüyorum sanırsam. Yaklaşık 30 binliralık ödeneğin ayrıldığı bir tiyatro oyununun afişlerini ve fotoğraf çekimlerini yapma arifesindeyim. Simay sağolsun üyesi olduğu tiyatro topluluğu için beni düşünmüş. Yönetmenle görüşüp bir fikir oluşturacağız yakın bir zamanda. 2-3 aya kadar kendi evime çıkmayı da planlıyorum. Bu olursa da ilk işim bir stüdyo kurmak olacak. Hedef büyütüyorum. Perde, ışık ve yeni bir lens için herşeyi yaparım:) Bakıcaz görücez.
Sevgiler.
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
23:58
|

Dingin pazarımın miskinliğindeyim. Huzurum, düşüncesizliğim, kendi başınalığım ve geriye elde kalmayan hiç ama hiçbirşeyim. Ruha ait olmak veya ruha aşık olmak kavramını düşünüyorum. Beynimde yansımalar var, onlar ışık oluyor eskiyi gösteriyor ileriye bakarken gözlerim kamaşmıyor. Bir bir öne geçecektik ellerde ışıkla. Yol gösterip yürüyecektik. Ama benimki beden işi madde işi değil ruh işi. Ha uzak ha yakın ne farkedecek. İstemem de zaten bundan sonra. Laik olmak zordu. Sorumluluklar taşınmayacak kadar ağırdı. Sahip çıkmak yerine vazgeçmek vardı. Üzülen benim biliyorum. Hep ben olacağım, ölene kadar...
Şerefe
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
08:07
|
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
00:00
|
Allah’ın adıyla başlasam dilenmeye
Bilirim Allahsız’sın
Sevdiğine kavuştursunlar desem,
Bilirim
Yoktur sevebildiğin
Ne muradın varsa versinler diye ağlansam
Kalmamıştır muradın da
Ondandır demek karşımdaki bu afili halin
Kaybedecek bir şeyinin olmayışından
Zekatını da vermişsindir sen ömrünün
Ne zordur senin gibilerden bir şey istemek
Çünkü yoksundur da
Pistir kokum bilirim ama
Bir kerecik sarılsan ya bana?
İthaftır...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
00:17
|

Yine hüzün yine hüsran yine kadıköy! Adamlara rakip bile olamayacak takım geliyor, atıyor hem de gol yemeden eliyor olacak iş değil arkadaş. Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. Ben Galatasaraylı olarak üzülüyorum Fenerin bu haline. Gerçi akşam biz ne yaparız onu da bilmiyorum ama bizim elenmemiz biraz daha zor gibi. Fakat elenirsekte vay halimize. Neden mi? Çünkü biz uefa için oynuyoruz zaten. Bizim başka koşacağımız kulvar kalmıyor avrupada. Asıl rezillik bizimki olur ama elenmeyiz bence.
Şu fener için herkesin bildiği bir kaç önerim var;
1) Aziz Yıldırım siktirip gitsin. Artık bırakın Feneri Türk futboluna zarar veriyor adam. Bu takımın elenmemesi lazımdı.
2) Aykut Kocaman'ı hiçbir zaman teknik direktör olarak görmemiştim haklı da cıkıyorum sanırsam. Fenere otoriter bir adam lazım. Scolari adam eder bence bunları.
3) Alex'e teşekkür edip yolları ayırsınlar çünkü alex fazla ilgiden sıkılmışa benziyor. Tadında bırakıcaksın bişeyi.
4) Para için değil başarı için oyna felsefesi ile ilgili bi aşı geliştirilsin futbolculara. Yoksa yurtdışından getirtilsin:) Şaka bir yana gerçekten ruhunu kaybetmiş takım.
Bu benim reçetem, herkeste buna benzer şeyler bekliyor yönetimden ve takımdan.
Bu arada galatasaraylı olarak niye mi bu kadar takıldım bu olaya? Ben sadece Galatasaraylı değilim, avrupada hangi türk takımı boy gösterdiyse onun taraftarıyım ve bir futbol severim de ondan...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
23:13
|

Onların deyimiyle "ortiler". Ortaklar, canlar, kanlar...
Benim deyimimle; "orties're goldies"...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
12:34
|

Olsun istersin…
Hatta olsun diye yapılması gerekenden daha da fazla üstelersin.
Aşktır; değer verirsin, ödün verirsin, sevgiden de öte saygı gösterirsin, olmayacak kaç şey varsa bir araya bile getirirsin…
Bakarsın, ne anlattığını anlayabilmiş (?) ne de çözüm için bi’şeyler yapma gayretinde.
İştir; sabahlarsın, “olsun” diye ailenden çaldığın zamanı oraya verirsin…
Dosttur ; hayatta kimseyi dinlemediğin kadar dinler, kendine ayırmadığın onca şeyi “O’na” ayırmaya çalışırsın…
Sonra olayın içinden kendini çıkartır şöyle karşıdan yaptıklarına bir bakarsın… Bakarsın ki her şey başladığın gibi!
Olmuyorsa, olmuyordur!
Gönlün rahat mı?
Elinden geleni yaptın mı?
Cidden olmuyorsa zorlamayacaksın…
- Can Yücel -
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
14:15
|

Galatasaray Spor Kulübü için üzerinde çalıştığım arayüz tasarımları yakında sonlanacak. İki seçenek arasından birini seçip bir sunum hazırlayacağım. Galatasaray 2011 de tamamen yenileniyor. TT Arena için geri sayım çoktan başladı. Zira şu an yayında olan site tamamen Mancehster United kulübünün layoutu ile aynı.
Bkz: http://www.manutd.com/
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
13:03
|

Maaş günü gelmiyor, zaman geçmiyor nedir bendeki bu bereketsizlik? 1 liram kaldı, akbilim de bitmek üzere. Allahtan multinetim var yoksa mahvolmustum:) Twitter gibi oldu blogum herşeyi buraya yazıyorum hafiften günlük gibi... Ki o niyetle acmıstım zaten. En verimli saatlerimde yazmak gerçekten zevkli oluyor aslında. İçimden ne gelirse, anlık falan. İlginç paylaşımlar yapayım diye bi niyetimde yok öyle. Duygu düşünce ifade biçimi olsun bunun adı. Böeeh sıkıldım işim var hadi muah.
Ha bu arada yazılarım hep resimli mesimli olsun istiyorum ama bulmakta zorlanıyorum bazen. Dedim ki en iyisi makinamı elimden düşürmemek. Aldım koydum hep tasımıyorum üşeniyorum ama yok öyle bundan sonra. Lens aldım alıcam sonra görün siz. Haftasonunu ortilerle geçirdiğim güzel vakitlerden bir kare paylaşıyorum.
Çizgi yüz Burak:))
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
23:25
|
Pazartesi günü işe gidileceğini varsayarsak aslında pekte mantıklı gelmiyor bu insana. Sabah hala sarhoş kalkmak ve midede kocaman bir gaz kütlesiyle uyanmak çok nahoş. Hala içimde! Uykusuzluk ve yorgunlukta cabası hani. Eğlenmeyiverseydim? Ama kıramadım dostları, çokta güzeldi, değerdi. Geberene kadar eğlenmedik ama yine de Taksimde çok değerli müzisyenlerden harika şarkılar dinledik. 500 şarkılık repertuarı tek tek indirip arşivlemek istiyorum:)
Ne derler; "nasıl başlarsan öyle gider."
Çokta ağlamayayım başladık haftaya artık.
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
00:43
|

Emrah Kara
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
05:20
|

Üstte gördüğünüz resim gerizekalı tanımının en saf halidir kanımca. İnsanlar yapacak bişeyler bulamadıklarına ya da huzur battığında ağızlarına, vajinalarına ve kıçlarına bu türden objeler sokabiliyor.
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
14:26
|

Kadınlar bütün erkekler tarafından sevildiğini zannederler fakat sadece bir erkek tarafından sevilirler.
Kalabalık karanlık gibidir, aldatıcı olabilir. ve İlk yalnızlıkta gün ağarır...
Mustafa Karagülmez feat Emrah.
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
18:28
|
BİR İNAT UĞRUNA KAYBEDİLEN DEĞERLER SONRA KIÇINIZI YIRTSANIZDA GERİ GELMEZLER!
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
17:29
|
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
04:07
|
Birde tanıdığını hissetmek. Biliyorum ben bu insanı, bu o işte. Çok yakın, hep içimdeydi sanki. Gitmesin, yanımda kalsın hep. Farkında olmadan geçen zaman, sonra hayranlık. Sonsuza kadar o insanı izleme isteği, gitmesin hiç gözümün önünden. Kabul etmek bir de. Hayatında tek cevap olması 'tamam'. Boşluğa atlamak ama güvende olduğunu bilmek. Hayatını bir kutuya koyup, "al artık bu senin" demek. Bilmem daha birçok şey belki de...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
10:26
|
Bir gün Maradona'ya sormuşlar "Fenerbahçe'yi tanıyomusunuz" diye ... Demiş ki o kim Galatasaray'da mı oynuyor?
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
02:41
|
Acaba Da Vinci'nin işine burnunu sokan birileri var mıydı:))
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
04:09
|
Bugün yaptığım işten soğudum biraz. Ama kimseyi suçlamıyorum. Yaptıklarımın geri çevirilmesi benim hatamdan kaynaklanıyor. Devamlı yeni fikirler üretmek zorundayım, yaratıcı fikirler...Aksine sıradan bir iş yapınca ve üstüne onu aptalca savununca moralim bozuldu. Bozulur tabi! Neyi yanlış yaptığımı düşünmeden kötü bir şeyin üstüne devam etmemeyi öğrendim bu sayede. Kendime yetiyorum sandım ama kendime asla yetmiyorum. Sormaya, not almaya ve dinlemeye ihtiyacım var. Şuna seviniyorum; en azından kendimi görebiliyorum. Niceleri çoktan art direktörü suçlardı. Her zaman eğlenceli işler gelmiyor. Önemli olan sıradan işleri de eğlenceli hale getirmek. Erencan bey'in "beni şaşırt" diyen tavrını unutmam asla. En sonunda elindeki kahve bardağının içine bakıp derin bir nefes aldı ve odasına gitti. Çok boktan hissettim. Neyse ki sonra ağzıyla bateri efekti yaparak ve hayali bagetleriyle ritim tutarak dışarı fırladı:) İşe değil adama adapte olmuşum, öyle görünce ne rahatladım ama.
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
10:40
|
Ne mi öğrendim?
Öğrenmeyi öğrendim
Ne mi öğrendim?
Sevmeyi ve sevilmemeyi öğrendim
Ne mi öğrendim?
Kendime güvenmeyi ve yaptıklarımı çok fazla sorgulamamayı öğrendim.
Ne mi öğrendim?
Azıcık katı yürekli olup değerli olmayı öğrendim. (Bazen iyilik yaramıyor)
Ne mi öğrendim?
Hayatın benden aldıklarını neresine soktuğunu kendisine sormayı öğrendim
Ne mi öğrendim?
Doğru insanı bulduğumda nasıl davranacağımı öğrendim
Ne mi öğrendim?
Ümraniye ve Kadıköy'ü öğrendim.
Ne mi öğrendim?
Şu vakit itibariyle Galatasaray'ın 4puan farkla lider olduğunu ve en büyük olduğunu öğrendim.
Ne mi öğrendim?
Yeni tanıştığım bir bayanın aynı gün içinde hem kek yapıp hem de dikiş dikebiliyor olmasına şaşırarak, böyle hayat dolu insanların yaptıklarına tebessüm etmeyi öğrendim.
Ne mi öğrendim?
Aslında bi bok öğrenmedim
Ne mi öğrendim?
Öğrenmedim
Öğrenmedin m?
Hayır
Peki.
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
11:49
|
Bir kaç saat önce mail gelmişti. Çalışıyordum bakamamıştım. Sonra baktığımda facebooktan bir arkadaşlık isteği gelmiş. Kendisini tanımadığım biriydi, onayladım mesaj attım "tanışıyo muyuz?"diye. "Tanışmıyoruz abi seni internette gezinirken gördüm ve bir kaç sorum olacak izin verirsen" diye yanıtladı mesajımı. Pekala sorabileceğini söyledim. Konuşmanın ve verdiğim bilgilerin kendi açısından yararlı olacağını düşündüm.
Diyaloğumuz şöyle;
______________________________________________________________
Çocuk:
abi benim desenim iyi. daha bir senem var. geliştiricem tabi ki. ama kendime bi üniversite seçip ona göre çalışmak istiyorum. sanırım her üniversitenin yetenek sınavlarında dikkat ettikleri şeyler farklı. mesela bazıları yardımcı çizgileri istiyormuş, bazıları deseni koyu tonlarda falan.
dokuz eylüldeki kriterler neler?
ikinci sorum ise daha genel bir soru. bütün üniversitelerde uygulanan eğitim aynı mıdır? diyelim ki istediğim ayarda bi üniversite tutturamadım. farklı bir üniversiteye gidip sıkı çalışsam aynı kalitede eğitim görüp kendimi yetiştirebilir miyim?
piyasada çalışan birine sormak en doğrusu diye düşündüm de :)
Ben:
1_Herşey desen değildir. İlk sene temel sanat eğitimi alacaksın ve desen de önemli tabi ama herşey desende bitmiyo. Çizgin kadar hayal gücün ve hızın da olmalı. Sınavda tek desen aşaması yok biliyosun, renkli çalışıcaksın ayrıca imgesel de yapıcaksın. Onlarda fark yaratırsan yüksek notla geçersin. Fakat sana şöyle diyim; ben en düşük puanla yedeklerden girdim bok gibi desenim vardı sadece imgeselim iyiydi ama o dandik sınav bi halta yaramıyo aslında. Desen desen diye kasanlar sapır sapır döküldüler okulu falan bıraktılar. İçinde birşeyi en sade yoldan anlatma yeteneği varsa bu işi yaparsın ama yok dersen zor yaparsın. Önce sevmen lazım askeri eğitime benzer bi eğitim vardır Dokuzeylül'de. Tırsma sakın, grafik tasarımcı olmak öyle kolay değil herkes photoshop biliyorum diye kendine tasarımcı etiketi yapıştırıyor kodumun memleketinde. Sen hevesini kaybetme çalış şu dandik sınavı geç sonra kazanırsan zor geçecek bir seneden sonra sevmeye başlayacaksın. Zaten sevmezsen dedim ya yapamazsın kabus olur. Ben 4 sene sıfır günde bitirdim okulu. Yüzde 90ı 5 ya da 6 senede bitirir orayı ama benimki normal olan. Türkiye'de bence en iyi okul Dokuzeylül Gsf'dir. İst. Mimar Sinan da iyidir ama en sağlam tasarımcılar İzmir'den cıkar çünkü götleri kalkmamıştır. Ben şu an İstanbul'dayım mesela. Gerçi bu konu şu an için seni hiç ilgilendirmiyo ama ben yine de belirteyim. Herşey burda dönüyor adamım, Türkiye'nin baska hiçbiryerinde istedğin şartlara ulaşamazsın. Okul biterken (kazanabilirsen) ona göre seçimini yap kendine bir ilgi alanı belirle. Ben İnteraktif tasarım eğitimi almamama rağmen şu an interaktivite fışkırıyo heryerimden.
Neyse...
2_Her üniversite hemen hemen aynı müfredatı uygular ama öğretmen ve hocaların kalitesi sonucu belirler. Nice bölüm başkanları var çanak çömlek bölümünden gelip Grafik bölümü başkanlığı yapıyolar. Sonra aptal aptal cahil sanatçı grafikerler çıkıyo bize rakip oluyo. Olamıyo da biraz bizim ayağımıza dolanıyo o kadar. Sana bizim okulu kazanmasan da gidip Ömer DURMAZ'ı tanımanı öneririm. Onun gibi birkaç değerli insan sana neyin ne olduğunu çok iyi anlatabilir ancak. Şu yazdıklarımın çoğu onun ürünüdür. Gerçi onu da rahat bırakmıyolar "görüşlerinden ve başarısından dolayı".
Bu cevaplar sana yön verir umarım.
Piyasada daha yeniyim onun için yıllarca çalışmış birinin düşüncelerine sahip değilim daha öğrencilikten yeni çıktım.
Ama şunu bil, sen işini severek yaparsan seni biri mutlaka bulur abicim. Hadi eywallah.
(seni ekledim ama siliyorum bşey olursa mail atarsın ..................................)
Paylaşayım dedim:)
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
11:33
|

Sonunda yerleştim:)
Bir hafta mülteci tadında yaşadıktan sonra sonunda odamı ayarlayabildim, çok mutluyum. Hayat burda çok hızlı. İşyerimde bir hafta oldukça çabuk ve bir o kadar eğlenceli geçti. İş akışının İzmir'dekile alakası yok. İnsanı çalışmaya teşvik eden briefler, tasarım toplantıları ve yapacağım işe daha başlamadan duyulan saygı! Herşey olabildiğine güzel, allah bozmasın:)
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
05:03
|
"Eve henüz yerleşemediğim için bloguma düzenli yazamadım fakat defterime not aldım."
Sebeb-i ziyaretim uzun olacak. İstanbul'dan geriye dönüş olmaz gayri bu zamandan sonra.
Cuma İstanbul'daydım, cumartesi akşam Serhan'la küçük bir tura çıktık. Üsküdar sahilden Beşiktaş'a, oradan ünlü çarşıya geçtik. Lezzetli yemeklerin yapıldığı bir lokantada günün üçüncü öğününü yedikten sonra Dolmabahçe'nin önünden İnönü Stadyumu civarına yürüdük. İsranbul'un insanı içine çeken bir havası var. Tek sorun fazla kalabalık olması. Şehir bu kadar insanı nasıl kaldırıyor anlamıyorum. Ayrıca tüm insanların yüzünde bir güvensizlik hissi var gibi. Herkes tetikte bekliyor, her an birşeylerin olabilmesi ihtimali ile. Bu rahatsız edici geldi bana.
Kalabalığı , güvensizliği bir kenara bırakmak lazım. Yaşanmaz öyle...
Boğaz Işıkları inanılmazdı... Çok güzel, çok eşsiz. Feribotla karşıya geçerken hissettiğim duygu bende bir ilkti. Güzeldi işte:)
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
22:55
|

Ve evet...
Mutluluk, endişe, heyecan, ümit, umut ve daha izah edemediğim birçok hisle beraber yeni bir sayfa açıyorum hayatımda. Çok sevdiğim İzmir'den ve sevdiğim insanlardan uzaktayım artık. 9 saatlik bir yolculuk, omzuma düzenli aralıklarla başı düşen bir adam ve Ataşehir'in heryerinde "Çare SARIGÜL" yazılı duvarlar serüvenimin ilk detaylarıydı.
İner inmez yeni ev arkadaşımı arayıp beni almasını rica ettim fakat indiğim yer ona biraz uzak olduğundan bir taksiye atladım ve kendisiyle buluştum. Taksici, burada yabancı olmamdan dolayı taksimetreye gözümün önünde ayar çekti. 5 dakikalık mesafe için taksimetrede 25 liralık bir rakam görünce ağlayasım geldi. Acitasyon ve ardından küçük bir pazarlıktan sonra 15 lira ödedikten sonra taksiden neredeyse atladım. Bunu kazık yeme olarak değil de, sevgili İstanbul'un bana küçük bir "Hoşgeldin" hediyesi olarak hatırlamak istiyorum:)
Serhan'la ilk kahvaltımızdan sonra valizlerimle eve kadar yürüdük. Buraya gelmeden önce Üsküdar 'ın, İstanbul'un güzel yerlerinden biri olduğunu sıkça işitmiştim. Sahile yakınlığı ve kısmen eski tarihi dokusunu koruması anlamında hoşuma da gitmedi değil. Keza yaşayacağım ev de gayet güzel. İzmir'deki boktan pencereli soğuk evimle karşılaştırdığımda burası yaşamak için oldukça iyi.
Bir kaç gün geçtikten sonra daha ayrıntılı yazabileceğimi düşünüyorum. Şimdilik herşey muamma. Akşamüstü küçük bir keşife çıkıcam belki sonrasında da bişeyler çıkar bilemiyorum.
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
01:49
|

İbrahim Üzülmez, deli ibo, karate kamil, non stop runner...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
03:01
|
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
00:24
|
NE ZAMAN GÖRSEK ORDA HEP ORDA DÜN DE ORDAYDI DÜNDEN ÖNCEDE ŞUANDA ORDA HEP ORDA :D İŞİNDE ÇOK USTA DAHA HİÇ YERE DÜŞÜRDÜĞÜNÜ GÖRMEDİM :D ATTIĞINI YAPIŞTIRIYOR :D
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
08:10
|

Sene 97, sanırım kuzenimin doğumgünüydü. Yaşça bizden küçüktü vehaliyle pastaya üflemek istiyodu. E tabi biz de büyük bir istekle yumulmayı bekliyoduk. Baksanıza saçtığımız gülücüklere.
Alttaki de geçen sene kardeşim beni ziyarete geldiğinde yine bir yemek sırasında çekilmişti. Yine yiyoruz yine mutluyuz :))
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
11:25
|
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
11:21
|
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
08:40
|

Nerden geldiyse ofise:)
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
08:38
|
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
07:08
|
Baba:
-Önünde uzun bir hayat var evlat, fırsatları iyi değerlendirmelisin.
Yine aynı Baba:
-Hayat çok kısa evlat, ardına bakmadan yoluna devam etmelisin.
Bir de;
-Lan eşşek kadar adam oldun hala sakız çiğniyon,
ve
-Sen daha küçüksün polis molis çıkar bağlarlar arabayı mazallah...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
06:59
|
Kafam o kadar karışık ki beyin kıvrımlarımın arasından düşüncelerim geçemiyor artık iyice aptallaştım...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
06:38
|
1. ibne
A fan of the Fenerbahce football team in Istanbul.
Sukru Saracoglu Stadium can hold 50,000 ibnes.
buy ibne mugs, tshirts and magnets
Source: 1905
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
03:35
|
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
13:48
|

Benden büyük olan ve ne zaman dinlesem yaşamadığım gençlik yıllarımı hatırlatan şarkı.
Hele emminin japon askeri edasında "Oder wir uns?" deyişi yok mu offf bitiyorum o an:)
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
08:22
|
Ne kadar çabuk oldu herşey aman allahım!!!
Bir anda yerimi yurdumu değiştirmek kolay olmayacak ama ben buna zor demem asla. Bu olsa olsa terfidir benim için. Günübirlik bir seyahatin ardından herşeyim, bütün planlarım değişti. Nasıl da mutluyum ama! Birileri zamanında canımı fena yaktı. Zira bir şey sen öldürmediyse daha da güçlü yapar, gücüne güç katar.
Ben herşeye hazırım.
Bakalım İstanbul hazır mı?
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
13:35
|