Ne mi öğrendim?
Öğrenmeyi öğrendim
Ne mi öğrendim?
Sevmeyi ve sevilmemeyi öğrendim
Ne mi öğrendim?
Kendime güvenmeyi ve yaptıklarımı çok fazla sorgulamamayı öğrendim.
Ne mi öğrendim?
Azıcık katı yürekli olup değerli olmayı öğrendim. (Bazen iyilik yaramıyor)
Ne mi öğrendim?
Hayatın benden aldıklarını neresine soktuğunu kendisine sormayı öğrendim
Ne mi öğrendim?
Doğru insanı bulduğumda nasıl davranacağımı öğrendim
Ne mi öğrendim?
Ümraniye ve Kadıköy'ü öğrendim.
Ne mi öğrendim?
Şu vakit itibariyle Galatasaray'ın 4puan farkla lider olduğunu ve en büyük olduğunu öğrendim.
Ne mi öğrendim?
Yeni tanıştığım bir bayanın aynı gün içinde hem kek yapıp hem de dikiş dikebiliyor olmasına şaşırarak, böyle hayat dolu insanların yaptıklarına tebessüm etmeyi öğrendim.
Ne mi öğrendim?
Aslında bi bok öğrenmedim
Ne mi öğrendim?
Öğrenmedim
Öğrenmedin m?
Hayır
Peki.
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
11:49
|
Bir kaç saat önce mail gelmişti. Çalışıyordum bakamamıştım. Sonra baktığımda facebooktan bir arkadaşlık isteği gelmiş. Kendisini tanımadığım biriydi, onayladım mesaj attım "tanışıyo muyuz?"diye. "Tanışmıyoruz abi seni internette gezinirken gördüm ve bir kaç sorum olacak izin verirsen" diye yanıtladı mesajımı. Pekala sorabileceğini söyledim. Konuşmanın ve verdiğim bilgilerin kendi açısından yararlı olacağını düşündüm.
Diyaloğumuz şöyle;
______________________________________________________________
Çocuk:
abi benim desenim iyi. daha bir senem var. geliştiricem tabi ki. ama kendime bi üniversite seçip ona göre çalışmak istiyorum. sanırım her üniversitenin yetenek sınavlarında dikkat ettikleri şeyler farklı. mesela bazıları yardımcı çizgileri istiyormuş, bazıları deseni koyu tonlarda falan.
dokuz eylüldeki kriterler neler?
ikinci sorum ise daha genel bir soru. bütün üniversitelerde uygulanan eğitim aynı mıdır? diyelim ki istediğim ayarda bi üniversite tutturamadım. farklı bir üniversiteye gidip sıkı çalışsam aynı kalitede eğitim görüp kendimi yetiştirebilir miyim?
piyasada çalışan birine sormak en doğrusu diye düşündüm de :)
Ben:
1_Herşey desen değildir. İlk sene temel sanat eğitimi alacaksın ve desen de önemli tabi ama herşey desende bitmiyo. Çizgin kadar hayal gücün ve hızın da olmalı. Sınavda tek desen aşaması yok biliyosun, renkli çalışıcaksın ayrıca imgesel de yapıcaksın. Onlarda fark yaratırsan yüksek notla geçersin. Fakat sana şöyle diyim; ben en düşük puanla yedeklerden girdim bok gibi desenim vardı sadece imgeselim iyiydi ama o dandik sınav bi halta yaramıyo aslında. Desen desen diye kasanlar sapır sapır döküldüler okulu falan bıraktılar. İçinde birşeyi en sade yoldan anlatma yeteneği varsa bu işi yaparsın ama yok dersen zor yaparsın. Önce sevmen lazım askeri eğitime benzer bi eğitim vardır Dokuzeylül'de. Tırsma sakın, grafik tasarımcı olmak öyle kolay değil herkes photoshop biliyorum diye kendine tasarımcı etiketi yapıştırıyor kodumun memleketinde. Sen hevesini kaybetme çalış şu dandik sınavı geç sonra kazanırsan zor geçecek bir seneden sonra sevmeye başlayacaksın. Zaten sevmezsen dedim ya yapamazsın kabus olur. Ben 4 sene sıfır günde bitirdim okulu. Yüzde 90ı 5 ya da 6 senede bitirir orayı ama benimki normal olan. Türkiye'de bence en iyi okul Dokuzeylül Gsf'dir. İst. Mimar Sinan da iyidir ama en sağlam tasarımcılar İzmir'den cıkar çünkü götleri kalkmamıştır. Ben şu an İstanbul'dayım mesela. Gerçi bu konu şu an için seni hiç ilgilendirmiyo ama ben yine de belirteyim. Herşey burda dönüyor adamım, Türkiye'nin baska hiçbiryerinde istedğin şartlara ulaşamazsın. Okul biterken (kazanabilirsen) ona göre seçimini yap kendine bir ilgi alanı belirle. Ben İnteraktif tasarım eğitimi almamama rağmen şu an interaktivite fışkırıyo heryerimden.
Neyse...
2_Her üniversite hemen hemen aynı müfredatı uygular ama öğretmen ve hocaların kalitesi sonucu belirler. Nice bölüm başkanları var çanak çömlek bölümünden gelip Grafik bölümü başkanlığı yapıyolar. Sonra aptal aptal cahil sanatçı grafikerler çıkıyo bize rakip oluyo. Olamıyo da biraz bizim ayağımıza dolanıyo o kadar. Sana bizim okulu kazanmasan da gidip Ömer DURMAZ'ı tanımanı öneririm. Onun gibi birkaç değerli insan sana neyin ne olduğunu çok iyi anlatabilir ancak. Şu yazdıklarımın çoğu onun ürünüdür. Gerçi onu da rahat bırakmıyolar "görüşlerinden ve başarısından dolayı".
Bu cevaplar sana yön verir umarım.
Piyasada daha yeniyim onun için yıllarca çalışmış birinin düşüncelerine sahip değilim daha öğrencilikten yeni çıktım.
Ama şunu bil, sen işini severek yaparsan seni biri mutlaka bulur abicim. Hadi eywallah.
(seni ekledim ama siliyorum bşey olursa mail atarsın ..................................)
Paylaşayım dedim:)
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
11:33
|

Sonunda yerleştim:)
Bir hafta mülteci tadında yaşadıktan sonra sonunda odamı ayarlayabildim, çok mutluyum. Hayat burda çok hızlı. İşyerimde bir hafta oldukça çabuk ve bir o kadar eğlenceli geçti. İş akışının İzmir'dekile alakası yok. İnsanı çalışmaya teşvik eden briefler, tasarım toplantıları ve yapacağım işe daha başlamadan duyulan saygı! Herşey olabildiğine güzel, allah bozmasın:)
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
05:03
|
"Eve henüz yerleşemediğim için bloguma düzenli yazamadım fakat defterime not aldım."
Sebeb-i ziyaretim uzun olacak. İstanbul'dan geriye dönüş olmaz gayri bu zamandan sonra.
Cuma İstanbul'daydım, cumartesi akşam Serhan'la küçük bir tura çıktık. Üsküdar sahilden Beşiktaş'a, oradan ünlü çarşıya geçtik. Lezzetli yemeklerin yapıldığı bir lokantada günün üçüncü öğününü yedikten sonra Dolmabahçe'nin önünden İnönü Stadyumu civarına yürüdük. İsranbul'un insanı içine çeken bir havası var. Tek sorun fazla kalabalık olması. Şehir bu kadar insanı nasıl kaldırıyor anlamıyorum. Ayrıca tüm insanların yüzünde bir güvensizlik hissi var gibi. Herkes tetikte bekliyor, her an birşeylerin olabilmesi ihtimali ile. Bu rahatsız edici geldi bana.
Kalabalığı , güvensizliği bir kenara bırakmak lazım. Yaşanmaz öyle...
Boğaz Işıkları inanılmazdı... Çok güzel, çok eşsiz. Feribotla karşıya geçerken hissettiğim duygu bende bir ilkti. Güzeldi işte:)
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
22:55
|

Ve evet...
Mutluluk, endişe, heyecan, ümit, umut ve daha izah edemediğim birçok hisle beraber yeni bir sayfa açıyorum hayatımda. Çok sevdiğim İzmir'den ve sevdiğim insanlardan uzaktayım artık. 9 saatlik bir yolculuk, omzuma düzenli aralıklarla başı düşen bir adam ve Ataşehir'in heryerinde "Çare SARIGÜL" yazılı duvarlar serüvenimin ilk detaylarıydı.
İner inmez yeni ev arkadaşımı arayıp beni almasını rica ettim fakat indiğim yer ona biraz uzak olduğundan bir taksiye atladım ve kendisiyle buluştum. Taksici, burada yabancı olmamdan dolayı taksimetreye gözümün önünde ayar çekti. 5 dakikalık mesafe için taksimetrede 25 liralık bir rakam görünce ağlayasım geldi. Acitasyon ve ardından küçük bir pazarlıktan sonra 15 lira ödedikten sonra taksiden neredeyse atladım. Bunu kazık yeme olarak değil de, sevgili İstanbul'un bana küçük bir "Hoşgeldin" hediyesi olarak hatırlamak istiyorum:)
Serhan'la ilk kahvaltımızdan sonra valizlerimle eve kadar yürüdük. Buraya gelmeden önce Üsküdar 'ın, İstanbul'un güzel yerlerinden biri olduğunu sıkça işitmiştim. Sahile yakınlığı ve kısmen eski tarihi dokusunu koruması anlamında hoşuma da gitmedi değil. Keza yaşayacağım ev de gayet güzel. İzmir'deki boktan pencereli soğuk evimle karşılaştırdığımda burası yaşamak için oldukça iyi.
Bir kaç gün geçtikten sonra daha ayrıntılı yazabileceğimi düşünüyorum. Şimdilik herşey muamma. Akşamüstü küçük bir keşife çıkıcam belki sonrasında da bişeyler çıkar bilemiyorum.
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
01:49
|

İbrahim Üzülmez, deli ibo, karate kamil, non stop runner...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
03:01
|
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
00:24
|
NE ZAMAN GÖRSEK ORDA HEP ORDA DÜN DE ORDAYDI DÜNDEN ÖNCEDE ŞUANDA ORDA HEP ORDA :D İŞİNDE ÇOK USTA DAHA HİÇ YERE DÜŞÜRDÜĞÜNÜ GÖRMEDİM :D ATTIĞINI YAPIŞTIRIYOR :D
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
08:10
|

Sene 97, sanırım kuzenimin doğumgünüydü. Yaşça bizden küçüktü vehaliyle pastaya üflemek istiyodu. E tabi biz de büyük bir istekle yumulmayı bekliyoduk. Baksanıza saçtığımız gülücüklere.
Alttaki de geçen sene kardeşim beni ziyarete geldiğinde yine bir yemek sırasında çekilmişti. Yine yiyoruz yine mutluyuz :))
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
11:25
|
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
11:21
|
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
08:40
|

Nerden geldiyse ofise:)
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
08:38
|
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
07:08
|
Baba:
-Önünde uzun bir hayat var evlat, fırsatları iyi değerlendirmelisin.
Yine aynı Baba:
-Hayat çok kısa evlat, ardına bakmadan yoluna devam etmelisin.
Bir de;
-Lan eşşek kadar adam oldun hala sakız çiğniyon,
ve
-Sen daha küçüksün polis molis çıkar bağlarlar arabayı mazallah...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
06:59
|
Kafam o kadar karışık ki beyin kıvrımlarımın arasından düşüncelerim geçemiyor artık iyice aptallaştım...
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
06:38
|
1. ibne
A fan of the Fenerbahce football team in Istanbul.
Sukru Saracoglu Stadium can hold 50,000 ibnes.
buy ibne mugs, tshirts and magnets
Source: 1905
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
03:35
|
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
13:48
|

Benden büyük olan ve ne zaman dinlesem yaşamadığım gençlik yıllarımı hatırlatan şarkı.
Hele emminin japon askeri edasında "Oder wir uns?" deyişi yok mu offf bitiyorum o an:)
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
08:22
|
Ne kadar çabuk oldu herşey aman allahım!!!
Bir anda yerimi yurdumu değiştirmek kolay olmayacak ama ben buna zor demem asla. Bu olsa olsa terfidir benim için. Günübirlik bir seyahatin ardından herşeyim, bütün planlarım değişti. Nasıl da mutluyum ama! Birileri zamanında canımı fena yaktı. Zira bir şey sen öldürmediyse daha da güçlü yapar, gücüne güç katar.
Ben herşeye hazırım.
Bakalım İstanbul hazır mı?
Posted by Emrah Kara
|
zaman:
13:35
|